KOOPERATİF GERÇEĞİMİZ…

Amacı ve tanımı gereği kooperatifler insanların karşılamakta zorluk çektikleri ihtiyaçlarını giderebilmek veya temin etmek için maddi ve manevi güçlerini birleştirerek oluşturdukları yapılardır.

Kooperatifçilik anlayışı; ortaklaşma, yardımlaşma, eşit paylaşım ve dayanışma temel ve esaslarına dayalı bir yaşam tarzıdır.

Ülkemizde 1863 yılında Memleket Sandıklarının kurulması ile başlayan kooperatifleşme süreci; ilerleyen dönemde hayatımızın birçok alanında insanların ihtiyaç duyduğu yapılar oluşturmuştur.

İlaç ve eczacılık alanında ise kooperatifler özellikle 1970’li yılların sonuna doğru siyasi ve ekonomik krizlerden nemalanan kimi ilaç firmaları ve dağıtım kanallarının eczanelere ilaç tedarik hususunda sıkıntılar yaşatması ve birçok eczanenin kapanma noktasına gelmesi sürecinde; ileriyi görebilen, cesur, aydın eczacıların Manisa, İzmir ve Bursa’da ilk eczacı kooperatiflerini oluşturmaları ve ardından ülkemizin birçok bölgesine yayılan eczacı kooperatifleri ile ilaç tedarik ve dağıtımı konusunda eczacılara hizmet vermişlerdir.

Fakat aradan geçen 40 yılın sonunda EDAK Ecza Kooperatifi’nin de faaliyetine son vermesi ile bugün ilaç tedarik ve dağıtımı noktasında sadece üç kooperatifimiz faaliyetine devam etmektedir.

İşte tam da burada asıl irdelenmesi ve çözüm bulunması gereken soru; aradan geçen 40 yılın sonunda ilaç temin ve tedarik faaliyetine devam eden neden üç kooperatif ve % 20’ler civarında pazar payı olduğudur.

Bu soru ile ilgili çok şey konuşuldu tartışıldı

ve;

sermaye yetersizliği,

dağıtım kanalları ile rekabet zorluğu,

üretici firmaların tavrı,

yönetim hataları,

eczacıların kooperatiflere yeterince sahip çıkmaması,

buna benzer birçok gerekçe sıralandı, sıralanmaya da devam ediyor.

Bütün bu sıkıntıları çözerek; her bölgede, tüm eczacılarımızı tek bir şemsiye altına alabilecek güçlü kooperatif yapıları kurmak mümkün olabilir mi?

Kooperatiflere gönül veren eczacılarımızın hatırlayacağı gibi Ulusal Boyut Projesi, Farmalojistik ve Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği bu amaçlarla ortaya çıktı.

Fakat gelinen süreçte o gün konuşulanlar ile bugün gelinen nokta maalesef birbiri ile örtüşmemektedir.

Bugün yine ülkemizde ekonomik bir kriz yaşanıyor. İlaç firmaları ve dağıtım kanalları önlemler alarak kendilerini korumaya çalışırken, eczacıların büyük bir bölümü maalesef korumasız bir şekilde kendi çözümünü üretmeye çalışıyor. Tabii ki bu sermaye birikimleri ile tıpkı yıllar önce olduğu gibi kooperatiflerin tüm eczacılara çatı olamayacağı açık. Ancak yıllardır yaşanan tüm ekonomik krizlerde aynı son tekrar ediyorsa; ister istemez kooperatif yöneticilerinin gerekli tedbirleri alamadıkları ve adımları atamadıkları şüphesi beliriyor eczacı kamuoyunda.

Dolayısı ile bugün yaşanan krizi kooperatiflerin ve eczacıların geleceği adına avantaja çevirecek akılcı adımları mutlaka atmalıyız.

Bunun için öncelikle kooperatiflerimizden TEB ve eczacı odalarından bağımsız sadece ekonomik örgütlermiş gibi söz etmekten vazgeçmek ve tıpkı eczacı odaları gibi kooperatiflerin de TEB’in örgütlenmesi içerisinden ortaya çıkan yapılanmalar olduğunu kabullenmek gerekiyor.

Eczacı kooperatiflerini ise sadece dağıtım kanalları gibi görmekten vazgeçip, mesleki, sosyal ve kültürel alanlardaki dayanışma yönünü öne çıkarmak gerekiyor.

Sermayenin siyasete dahi hükmettiği dünyada, kooperatiflerimizin yerel sermayeleri, yerel anlayışı ve yerel stratejileri ile gelecekte var olamayacaklarını mutlaka görmemiz gerekiyor.

Dev şirketlerin birleşerek güçlerine güç kattığı, faaliyet gösterdiği alanlarda tekelci bir zihniyet ile hükmettiği bir dönemde, kooperatiflerimizin güçlerini birleştirmesi bir zorunluluktur ve yerel anlayışın yanında kendilerini ulusal anlayışa taşıyacak yapıları da tekrar canlandırmak tüm kooperatif yöneticilerinin ve bizlerin en başta mesleki sorumluluğudur.

Ortaya çıkacak bu yapının içerisinde; EGAŞ veya iktisadi işletmesi üzerinde koyacağı sermaye desteği ile TEB mutlaka olmalı ve TEB tarafından ithal edilen ilaçların da bu yapı üzerinden temin edilmesi sağlanmalıdır.

Bu üst yapı ile birlikte süreç içerisinde her bölgede kooperatif yapılanmaları tekrar oluşturulmalıdır.

Bununla da yetinmeyip Avrupa Eczacı Kooperatifleri ile sadece sosyal alanlarda değil ekonomik olarak da işbirliğinin yolları aranmalıdır.

Eczacıların tamamının ortak olacağı bir sistemin alt yapısı sağlam oluşturulmalı ve o şemsiye kimseyi dışarıda bırakmamalıdır.

Eleştiri ve tartışmanın gelişimi sağlayacağını unutmadan, kooperatiflerimizi tartışmaktan çekinmemeli, daha katılımcı bir anlayışla, alanında uzman ve profesyonel kadrolar ile yönetilmeleri sağlanmalıdır.

Kooperatiflerin, TEB ve Eczacı Odaları ile bir bütün olduğunu unutmadan stratejik birliktelikleri kuvvetlendirilmelidir.

Tüm bunların planlamasını yapmadan geleceği kucaklamaya kalkarsak, belki bugün olduğu gibi bundan sonra yaşanacak krizleri de eczacıların büyük bir bölümünü şemsiye dışında bırakarak ve küçülerek atlatabiliriz. Ancak bunun nereye kadar sürdürülebilir olduğunu hepimizin ve özellikle sorumluluk sahiplerinin düşünmesinin ertelenemez bir zorunluluk olduğunu bir kez daha paylaşmak istiyorum.