8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü maalesef 2026 yılında da savaşların gölgesinde, her gün artan kadına yönelik şiddet haberleriyle ve gün geçtikçe artan ekonomik krizin ağırlığında yaşam savaşı veren kadınların hayatta kalma mücadelesi ile karşılıyoruz.
Ortadoğu’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde süren savaşların, savaşın getirdiği yoksullaşmanın ve yaşam mücadelesinin en ağır yükünü kadınların taşımak zorunda kaldığını biliyoruz. Bir yanda yoksulluk, işsizlik, göç ile mücadele eden, diğer yanda savaşın kendisi veya tehdidi altında var olma savaşı veren kadınlar için siyasi ve toplumsal talepler temelinde bir araya gelmek artık tartışmasız gerçekliğimizdir.
Her güne şiddetin farklı biçimleri ile uyanıyoruz ve kadına yönelik şiddetin artık katliam-kırım noktasına geldiğini görüyoruz. Sokakta, evde, iş yerinde, hayatın her alanında eylemde ve söylemde baskının ve şiddetin her türlü biçimine maruz kalan kadınların kendilerini koruyacak yasalardan mahrum bırakılmasının, bu şiddetin önünü açtığını biliyoruz.
Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi, yani “İstanbul Sözleşmesi” ile kadınların en temel yaşam hakları korunurken ve ekonomik-sosyal hayatta güçlenmesi hedeflenirken; sözleşmeden çekilmek ve 2025 yılını “aile yılı” ilan etmek kadınları en çok şiddete maruz kaldıkları evlerinde görünmeyen şiddetin hedefi haline getirmiştir. Cezasızlık, tahrik, iyi hal indirimleri ise erkek şiddetinin artmasının en büyük dayanak noktası haline gelmiştir.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2025’in ilk 6 ayında 136 kadın öldürüldü 145 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Aile yılı ilan edilen 2025 yılının ilk 6 ayında öldürülen kadınların 96’sı aile üyesi erkekler tarafından, en çok kendi evlerinde öldürüldü. Aile adı altında kadını birey olmaktan çıkarmak; ev içi işlerin ve bakımın asli sorumlusu haline getirmek, kamusal alandan ve haklardan uzaklaştırmak aile içindeki ekonomik-psikolojik-fiziksel şiddete karşı savunmasız bırakmak anlamına gelmektedir.
Konuyla ilgili görev ve yetki tanımı bulunan yasama, yürütme, yargı erkini ve sorumluluğu gereği siyasi otoriteyi anayasanın yükümlülüklerini yerine getirmeye; bu derin toplumsal yarayı kamuoyu nezdinde tatmin edici ve samimi adımlar atarak İstanbul Sözleşmesi temelinde hukuken güvence altına almaya çağırıyoruz.
Ve biz kadınlar, tüm olumsuz koşullara rağmen yan yana durmanın, kol kola girmenin, birbirine “yurt” olmanın; sadece cinsiyetinden dolayı erkeği üstün, aynı gerekçeyle kadını ikincil kılan bu erkek egemen zihniyete ve onun kurumlarına karşı bir araya gelip örgütlenmenin, dayanışma ağları oluşturmanın gerekliliğini bizzat yaşayarak biliyoruz.
Eşitliğin cinsiyetten bağımsız olmasının ve toplumun tamamınca benimsenmesinin gerekliliğini savunuyoruz. Ve tabii bunu üreterek, gelişerek, hak arayarak, çoğalarak gerçekleştirebileceğimizi biliyoruz. Yaşamı var eden tüm kadınların mücadelesi devam ediyor ve devam edecek. Eşitlik ve adalet mücadelesinde tüm kadın meslektaşlarımızı aramıza bekliyoruz.
Adana Eczacı Odası Kadın Eczacılar Çalışma Grubu
07.03.2026