ODA BAŞKANIMIZIN 43. DÖNEM 2. BÖLGELERARASI TOPLANTISI KONUŞMASI

Değerli Meslektaşlarım,

Hepimizi etkileyen bir film vardı, NEFES filmi. Orada nöbette uyuyan bir askeri yakalayan komutanının tüm bölüğe ders vermesi vardı.”Sen uyursan o öldü, hepimiz öldük” diye hatırlarız belki. Bizler de eczacı olarak, eczacı örgütü olarak diyoruz ki “Topluma,Hastaya,Kamuya İlaç Olmak”…. Peki biz ilacın alınabilir, erişilebilir, bulunabilir olmasını savunurken gerçekten bunu hayata geçirebiliyor muyuz? Ne yazık ki HAYIR... Yukarıdaki film sahnesini bize uyarladığımızda “İlaç yokken hastalar ilaç bulamazken, sen susarsan, hepimiz susarsak, hastalar ölür, ölüyorlar” İLAÇ YOK dememiz lazım artık. Sağlık otoritesinin artık hastalara ilacını bulması lazım. Çözüm bulması lazım. Human albumin yok, en basit ilaçlar yok, humanalbumin olmadan organ nakli ameliyatları olamıyor, acil hastalar bulamadığından ölüyorlar.

 

Neden yok diyemiyoruz? İlaç yok demeden biz nasıl hastaya topluma ilaç olacağız? Artık müdahale edilmesi, çözüm getirilmesi gerekiyor. İlaç firmalarının keyfine, sağlık otoritesinin vurdumduymazlığına bırakırsak daha çok sorunlar vahim olaylar ölümler yaşanacaktır. Birileri sorumluluk alsın, biz uyarımızı yapalım artık, susmayalım. Kamu eczacılarımızla konuşuyoruz, serumların da olmadığı zaman var, orada da sıkıntı var. Üretim, üretim, üretim artık üretim için yerli üretim için haykırmamız gerekmektedir. Yerli ilaç için destek, teşvik ve muafiyetlerin arttırılması için haykırmamız gerekmektedir.

 

Etken maddeler yok, AR-GE için molekül üretimi için haykırmamız gerekmektedir. Biz susarsak hastalar ölür, ölüyorlar, lütfen artık ilaç yok diyelim.

 

Bu hafta 2 çocuk işçi hayatını kaybetti, evlerinde yataklarında olmaları gereken saatte iş kazasında öldüler. Belki farketmediniz. Çocuk işçi ve ucuz emeğe karşı da susmamamız gerekmektedir.

 

Değerli Meslektaşlar,

Miting sürecini Haziran’daki Konya Bölgelerarası toplantıdan bu yana yoğun yaşadık, yoğun çaba gösterdik çalıştık ve mitinge odaklandık. Elim maden kazasından dolayı erteledik ama keşke daha erken zamanda yapabilseydik, bütün her şeyi askıya alıp bu ay sonundaki mitinge odaklanacağız, bu uzun süreç gerçekten hepimizi yordu. Bu uzun süreci yönetmek de zor oldu ne yazık ki, ortak akılı kullanamadık. Bu uzun süreçte görsellerin yayınlanacağı bilgisi olmadan sosyal medyadan gördük.

 

Eylem planımızın 17.maddesi vitrin bantlarımızı göremedik, 22. maddeyi unutmayalım, dikkatli olalım.

 

Eczane ekonomileri giderek kötü hale geliyor, ilaca bir zam daha geldiğinde yapılan düzenlemeler kadük kalacaktır. Artık sağlıkta dönüşüm değil, sağlıkta çöküş başlamıştır. Uygulanan tasarruf tedbirleri ile ilaçta tasarruf artık bizleri yok etmeye yönelik hale gelmiştir. Sağlığa ayrılan bütçe her yıl düşerken, ilaçta artık dünyada uygulanan, uygulanabilecek tasarruf yöntemi kalmamıştır.

 

Eczane ekonomileri sahada gerçekten kötü durumda, eczaneler adeta bütün ilaç hizmeti yükünün finansmanını yüklenmiş durumda, toplumun sağlığına kavuşması adına verdiği gayret ve emeğin yanında sermayesini de kaybetmektedir. Halkın alım ve ödeme gücü kalmadığından eczanelerin borç defterleri inanılmaz hale geldi. Artık eczanelerin bu yükü kaldıracak gücü kalmadı, acilen müdahale edilmesi gerekmektedir.

 

Tüketici sağlığı ile ilgili internet satışları konusuna da değinmek istiyorum. Herkesin bahanesi hazır, biz satarız pazar kaybediyoruz, bizim rakiplerimiz her yerde satıyor, internette satıyor, biz de yapacağız..... Firmanın da ne yazık ki meslektaşlarımızın da... Burada şuna önemle değinmek istiyorum. Farmasötik formda olan Gıda takviyeleri adı altında sunulan ürünlerin ilaç olduğunu, bu ürünlerin mesleki bilgimize göre dozu, maksimum dozu olduğunu, ilaç, gıda etkileşimleri olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir.

 

Halk sağlığı açısından değinmek istiyorum toplumun sağlık okuryazarlığının düşük olduğu bu ortamda bilinçsizce tüketilen ve rahat ulaşılabilen bu ürünler yarar değil zarar verir. Kar, satış anlamında reklamıyla, sosyal medyada sponsorlu yayınlarıyla satarsınız, kar da elde edersiniz ama halk sağlığını halkın sağlığını koruyamazsınız. Bir örnekle aktarmak isterim, 50 gr c vitamini başlıklı gazete haberini ve halktaki etkisini sizlere.

 

“Eczaneme gelen bir hasta gazetede 50 gram C vitamini Covid’e iyi geliyor haberi okudum, bana 50 gram c vitamini verin dedi. Ben de 50 gram içeren bir preparat olmadığını effervesan olarak 1000mg yani 1 g’lık dozlar halinde olduğunu söyledim. Hasta kafasında hesap yaparak bana 50 adetlik dozu içeren kadar kutu vermemi söyledi. Ne yapacaksınız diye sorduğumda da 50’sini birden sürahide suda eritip içeceğini söyledi”

 

İşte bu yüzden gıda takviyelerinin ilaç olduğunu kabul etmemiz gerekir, hastaya satmak gaye olmamalı, eczacı danışmanlık yaparak, bilgilendirerek, kullandığı başka ilaçlarla etkileşimini değerlendirerek bu görevi en iyi şekilde yapar, her zaman da yapacaktır.

 

Sadece Eczanelerde diyerek eczacının emeği, bilgisi, gayreti ile eczanelerde eczacı sayesinde değer kazanan bu ürünlerin eczane dışında hele ki internette satışını kabul edemeyiz, kabul etmemeliyiz. Susmamalıyız. “Ben internete veren eczanelerin sayfalarına yönlendiriyorum demek, rakiplerim oralarda yer alıyor demek, ben burada devam edeceğim, devam etmemde yasal bir engel yok demek” halk sağlığını kurtarmaz, o firmayı da kurtarmayacaktır. Kuralsızlık da kendi kuralını yaratmak doğru değildir. Bunu da halk sağlığını korumak adına yüksek sesle haykırmamız gerekmektedir. Eczanede değer kazanan bu ürünler, eczacı destek vermezse eczanede değer kaybeder, bunun da unutulmaması gerekir.

 

Evde bakım ve uzaktan sağlık yeni bir yapılanmaya girerken farmasötik bakım uzmanı olan eczacıların buralarda istihdam edilmesi ivedilikle gereklidir. Ayrıca ilaç danışma/farmasötik danışma merkezleri oluşturarak, 24 saat çalışacak, bilgilendirme merkezleri oluşturabiliriz. Danışman eczacı kimliği ile en yakın sağlık danışmanı eczacıdır diyerek hem istihdam sağlarız, hem de topluma ve halk sağlığına hizmet etmiş oluruz.

 

Bu kadar fazla mezunu istihdam etmemiz mümkün değildir. Niteliksiz eğitimin sona erdirilmesi için mesleki yeterlilik sınavı yapılabilir çünkü verilen eğitim gerçekten sıkıntılı ve mesleğimizi sıkıntıya sokacak şekildedir ne yazık ki. Burada mesleğimiz basite indirgenerek değersizleştirilmektedir. Bir eczacı mezun örneğini vermek isterim. “Eczacı Odasına haziran başında mezun olduğunu söyleyen bir eczacı geldiğini söylediler. Mezuniyetler, finaller, bütünlemeler derken haziran ayı temmuz ayı gibi olur aslında. Elinde e-devletten alınmış mezuniyet belgesi de vardı. Kontrol ettik, doğru. Mayıs da finaller olmuş ve mezun olmuşlar. Oturup sohbet ettik, nasıl eğitim gördünüz, neler yaptınız diye sordum. Bir dönemlik dersi 2 hafta sonunda dışarıdan hoca gelerek bitirdiklerini aktardı. Boş kalan zamanlarda fakülteye gidip araştırmamı yaptınız soruma hayır yurtta uyuduk diye cevap verdi. Peki laboratuvarlarınız, pratik dersleriniz soruma da asistanların da taşımalı geldiği, banko etrafında 20 öğrencinin asistanın yaptıklarını izlediğini belirtti. Tartım yaptınız mı, havanda merhem hazırladınız mı, emülsiyon yaptınız mı sorularıma da biz izledik not aldık cevabını aldım”

 

Merhem karıştırırken o sesi duymazsan eczacı olamazsın, emülsiyon çıtırtısını hissetmezsen o ilaç, ilaç olmaz; İlaca biz değer katarız, emeğimizi bilgimizi alın terimizi veririz, bizim değersizleştirilmemize dur demek gerekmektedir.

 

Mesleğimize yönelik tehditler artarken geleceğin eczacılığını kurgulamak ve tedbirlerimizi acilen almak zorundayız. İnternet satışları, kurye tehditleri, sosyal medya reklamları ile alanımıza ciddi müdahalelere karşı etik ve deontoloji mevzuatımızı, önümüzdeki 20 yılı da düşünerek güncelleme yapmamız gerekmektedir. Kuralsızlıkta, mevzuat boşluğunda kendi kurallarını yaratanlara müdahale edemeyiz ve hep birlikte sıkıntı yaşarız, yaşamaktayız da.... Emeğimizin hakkının verilmesi için, mesleğimize ve meslektaşlarımıza hak ettikleri değerin verilmesi için 27 Kasım’da Tandoğan’da görüşmek üzere hepinize saygılar sunuyorum.